13 Eylül 2009 Pazar

YAŞANAN GERÇEKLİK ve BEKLENTİLERİMİZ

Yaşanan ekonomik kriz, tüm dünyayı sarmakta olan boyutu ve derinliğiyle, bu defa hepimizi dalga dalga saran bir karabasana dönüştü.Nedenini tam bilemediğimiz, ama yaşamımızda kara delikler açarak bizi yavaş yavaş yuttuğunu bildiğimiz bir kriz bu. Giderek artan bilgi kirliliğinde gerçekliğini anlayıp, kavrayamadığımız bu krizin hepimizde yarattığı derin umutsuzluk, açılan her kapıdan sunulan her ekmeği çare sanan ve kurtarıcı bekleyen biçareye dönüştürdü bizleri.
Bilinemeyen ve kavranamayan yaşamsal gerçeklikler, içinde devindiğimiz Sistemin varolan düzenleyicileri, yeniden üreticileri ya da, onların uzman kahinleri tarafından hemen de, bizleri korkutan, umutlarımızı yiyip bitiren canavara dönüştürülür.Tıpkı masallarda olduğu gibi!. Bilemediğimiz bu canavarın, abartılan korkusu da, uzatılan her türlü umut ekmeğini kemirtir bize.
Oysa,varoluşumuz, bizi var eden çevre ile, zorunlu ilişkilerimizde oluşan SİSTEMSEL yapılarda biçimlenmektedir.Biz,ilişkilerimizin oluşturduğu bu sistemsel yapıları, onların içinde evrilen ve organlaşarak büyüyüp, bütünlenen İNSAN’ı, kısaca kendimizi hala tanımıyoruz. Bilemediklerimizden de korkuyoruz, bildiklerimizle yetiniyoruz. Bu durumun sürüp gitmesinden çıkarı olanlar,bilmemiz gerekenleri belirleyenleyip, sınırlayanlardır. Bildikleriyle güç toplayıp, birikim sağlayanlar,korkuyla umudu birbirine katıp bizlere sunarak, ortak yarınlarımızı dokurken, kabaca canlı birer güç kaynağı olarak, bizleri kullandılar.Düzeni buydu dünün, belki de zorunluydu. Ama bugün,biriken gücümüzün, yani sermayenin kendini yeniden üretmesinde, İnsanın kaba gücünden, akıllı gücünden çok, yaratıcı gücüne gereksinim duyduğu bir evrenin eşiğindeyiz. Bu günlere kadar her ülke, çapına göre yaşadığı krizlerle, çarpıla doğrula günümüze gelip dayandı. Bu krizlerin hepsi de, temelde birer dönüşüm kriziydi.Ama bugün, bu kriz, hala anlaşılamayan boyutuyla, aynı zamanda küresel bir krizdir. Resesyonuyla, beklenen depresyonuyla, ne salt finansal, ne salt talep eksikliğine bağlı, ne de yetersiz istihdamla sınırlıdır ve tek bir ülkenin krizi de değildir.Ülkeler boyutunda, birbirine entegre olmuş, bir Sistem’in krizidir. Sistemin belirleyici aracı olan PARA, türlü çeşitli giysiler içinde şişmiş, FED matbaalarında patlamış, yaralı ve güvensiz vaziyette, Finansörlerin kasasında yatıyor!. Devasa üretim araçları ve stoklarıyla üreticiler, yatırımcılar sermayeyi ……yüklemiş atalet içindeler!.Ufalmanın, en az zararla kurtulmanın yollarını arar vaziyette!. Dönüştürücüler, tüketiciler, yani genelde emek tacirleri ise, elleri ceplerinde ve sokaklarda turdalar!.Bu manzara karşısında nereden, kimden umut beklenebilir?
Kim umut?..
ABD. mi?
44. Başkan mı?
AB. mi?
Yoksa bilgisizliğimizi aşma, ortak aklımızla yaşadığımız gerçekliği kavrayarak, korkularımızı yenme umudu mu? Bizim İNSAN GİBİ YAŞAMA umudumuzu yeşertecek olan bu umutsuzluktaki umut mu?..


Yurdaer Erşan

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder